DEM Parti Meclisi, 11-12 Nisan tarihlerinde Ankara’da toplandı ve Türkiye’nin güncel siyasal, ekonomik ve toplumsal meselelerini değerlendirdi. Toplantı, dört gün süren MYK oturumları ile başladı ve sonunda sonuç bildirgesi açıklandı.
Açıklamada, “Hiçbir ülke baskı rejimi ile demokratikleşemez” ifadesi dikkat çekti. bildirgede, ABD ve İsrail’in Orta Doğu’da yürüttüğü savaşın yalnızca bir saldırganlık değil, dünya hegemonya ve kapitalist sisteminin çöküşünün bir yansıması olduğu vurgulandı. Orta Doğu’daki savaşların etkilerinin yalnızca bölgesel değil, küresel bir paylaşım savaşı olduğu belirtilerek, bu süreçte halkların en büyük bedeli ödediği ifade edildi.
İran’a yönelik askeri saldırganlıkların, emperyalist savaş dinamiklerini derinleştirerek Orta Doğu’nun yanı sıra Türkiye’nin siyasi ve ekonomik yapısını da olumsuz etkilediği dile getirildi. Hegemonik ve statükocu güçler arasında devam eden çatışmaların, yaşam pahalılığı, enflasyon, yoksulluk, göç, güvencesizlik ve otoriterleşme gibi sorunları da beraberinde getirdiği kaydedildi.
DEM Parti olarak, İran başta olmak üzere, bölgedeki tüm halkların özgürlük, demokrasi, eşitlik ve adalet mücadelesini desteklediklerini vurgulayan parti meclisi, Kürtler, Beluçlar, Azeriler, Türkmenler ve diğer toplumsal kesimlerin demokratik taleplerinin tanınmasının barışın ön koşulu olduğunu belirtti. Kalıcı çözümün, halk iradesine dayalı çoğulcu, demokratik ve özgürlükçü toplumsal modellerin inşasından geçtiği ifade edildi.
Parti Meclisi, Türkiye’nin temel gündem maddelerinden biri olan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin sağlanmasının gerekliliğine dikkat çekti. Kürt sorununun demokratik çözümüne yönelik müzakerelerin, Türkiye’nin demokratik geleceği için bir temel oluşturduğunu vurguladı. Orta Doğu’daki savaş politikalarının, bu süreci yavaşlatması ve güvenlik odaklı bir bakış açısına sıkıştırmasının kabul edilemez olduğu ifade edildi.
Ayrıca, barışın sağlanması için gerekli yasal düzenlemelerin hızla Meclis gündemine alınması gerektiği vurgulandı. Tüm toplumsal kesimlerin katılımıyla bütünlüklü bir yasanın çıkarılmasının hedeflenmesi gerektiği belirtildi. Demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve mevcut siyasi tutumların gözden geçirilmesi gerektiği ifade edildi.
Sonuç olarak, barışın yalnızca bir kesimin değil, tüm toplumun ortak meselesi olduğu vurgulanarak, bu sürecin cesaretle ve karşılıklı güvenle inşa edilmesi gerektiği sonucuna varıldı.